Call of Cthulhu – Oyun İncelemesi

2017-11-12T14:10:08+00:00 Ana Sayfa Oyunlar & Oyun Dünyası    Murtaza Gürel   12 Kasım, 2017   53 views  

Call of Cthulhu serisi, 20. yüzyıl edebiyat ve bir noktada bilim kurgu dünyasına H.P. Lovecraft tarafından sunulmuş muazzam bir lütuftur. Yazdığı romanlar hem döneminde, hem de aradan geçen yıllar içerisinde birçok farklı sanatkâra yol haritası olmuş, farklı bir okur kitlesini de beraberinde getirmiştir. H.P. Lovecraft, birçok yazarın yapmadığı bir noktaya odaklanmayı düşünen ve tam anlamıyla başaran ender yazarlardandır; yani en büyük korkularımızdan bahsediyorum.

 

Gerçekten de en büyük korkunuzun ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Köpekten mi korkuyorsunuz? Yoksa böceklerden mi? Belki de karanlık ya da gök gürültüsü? Gerçekten de bunlar sizin en büyük korkularınız olabilir mi? Yoksa insanoğlu olarak yaratılışımızdan ötürü bünyemizde barındırdığımız bambaşka korkularımız mı var? Siz bu soruya cevap araya durun, ben birazcık H.P. Lovecraft’ın bu konuda nasıl düşündüğünü ve bu düşünce üzerine kurulu olan yeni oyunu hakkında bir şeyler karalayayım…

 

“İnsanoğlunun en eski ve kuvvetli duygusu korkudur; en eski ve kuvvetli korku ise bilinmezliktir” der Lovecraft. Aslında biraz düşündüğümüz zaman gerçekten de en büyük korkunun bilinmezlik olduğunu görürüz. İnsanoğlu her daim bir şeyleri anlamlandırmaya çalışır; yapısı gereği bilinmezliğin bir yeri yoktur. Açıklanamaz olanı açıklamaya çalışmaksa insan beynini delirmeye doğru götürür. İnsan beyni bir şekilde çevremizde olanları, belirli kurallar ve kanunlar çerçevesinde anlamaya çalışır ama bunu yapamadığı zamanlarda ortaya çıkan delirme hali, bambaşka bir düzlemi de beraberinde getirir ki Lovecraft bu düzlemi, gerçekle gerçek olmayanı muazzam şekilde kâğıda döken bir yazar. İşte oyunumuz da tam bu noktada devreye girmeye hazırlanıyor. Yapımcı Cyanide, Lovecraft’ı çok iyi anladığını düşünen ve verdikleri röportajlarla da bunun doğruluğunu bana ispatlamayı başaran bir ekip. Özellikle Gamescom esnasında verdikleri bilgiler ile oyun basının ziyadesiyle ilgisini çekmeyi başardılar. Fuarda yapılan ufak tanıtım esnasında yaratılan atmosfer hakkında birçok bilgi ortaya çıktı.

 

Açıkçası tüm oyunlarda atmosfer önemlidir; özellikle de FPS ya da TPS kamerası kullanılıyorsa. Fakat konu Call of Cthulhu olduğu zaman atmosfer kelimesi çok daha önem kazanıyor. Neden mi? Çünkü deneyim edeceğimiz oyun tamamen insan psikolojisine çalışan, karanlık bir yapım. Yani etrafa ateş ede ede koşturacağımız bir oyundan ziyade, çevremizdeki olay örgüsünü anlamaya çalışacağımız, karanlık bir maceranın içerisine dalacağız. Atmosferin kalitesi, Unreal Engine 4 ve bu motor üzerinde çalışan tasarımın ekibinin koalisyonu sonucunda muazzam bir meyve vermiş gibi duruyor. Işıklandırmalar, hayal ve gerçek arasındaki geçişler esnasında kullanılan karanlık teması şimdiden büyük bir heyecan yaratmaya yetiyor. Call of Cthulhu genel olarak araştırma odaklı bir oyun olacak. Ana karakterimizin ismi Edward Pierce ve kendisi özel bir dedektif. Darkwater Adasına gelen özel dedektifimiz, tüm ailenin öldürüldüğü bir davanın peşinde koşturuyor. Fakat bu koşturma esnasında olay örgüsünün bilinenden “biraz” öte olduğunu keşfediyor. Keşfi esnasında ortaya çıkan bulgular sonucunda “Great Old One Cthulhu”nun yeniden canlandırılması üzerine peşi sıra cinayetler işlendiğini öğreniyor ve bir anda mantık devreden çıkıyor. Mantığın bittiği yerde (Tabii ki askerlik başlıyor!) ortaya çıkan dünya, Edward Pierce’ın kaldırabileceğinden çok fazla. Bu noktada karşımıza çıkan karakterler, başımıza gelen olaylar ve bu olayların bizi götüreceği nokta düzenli olarak “delilik” olarak nitelendirdiğimiz nörolojik, psikolojik durumu beraberinde getiriyor. Bu da aslında tam olarak Cthulhu dünyasının mantığının altını çiziyor. Yapımcı Cyanide’nin de açıkladığı gibi; bu oyunu oynarken bir yandan kazanıyorken, bir yandan kaybediyor olacağız. Bazı sorulara cevap buldukça, kendimizden bir parça kaybedeceğiz. Biz kaybettikçe oyun kazanacak. Bu oyun herhangi bir şekilde “Parlak Zırhlı Şövalyelerin” kahraman şekilde ortada dolaştığı bir karakteri kontrolümüze sunmayacak. Aksine, hemen her şeyden korkma potansiyeline sahip, genel geçer bir insanı kontrol edeceğiz. Oyun esnasında büyük ihtimalle ya delirecek ya da öleceğiz; hatta önce delirip sonra ölmemiz de mümkün!

 

Fakat bu oyunun en önemli noktası, H.P. Lovecraft tarafından yazılan kitaplardan ziyade, ilk olarak 1981 yılında üretilen ve son olarak yedinci edisyonu kickstarter’a çıkan masaüstü oyunu üzerinden tasarlanmış olması. Evet, tüm atmosfer ve hikâye akışı Lovecraft’a sadık kalarak yazılmış ama oyun mekaniklerinin kendi RPG oyunu üzerine kurulacak olması harika bir haber. Özellikle beşinci ve altıncı edisyon ile FRP oynamış oyuncuların iyi bileceği üzere, yaratılan mekanik tam da dijitalleşmeye hazır, harika bir altyapı sunuyordu. Bu oyunun inceliklerini görmeyi başaran yapımcı ekip, harika bir sistemle karşımıza çıkabilir gibi duruyor. Henüz RPG sisteminin oyunda nasıl bir yere sahip olacağı bilinmese de özellikle “insanity” gibi durumların gelip gidişlerine anlık etki edebilecek bir puanlama sistemi yapılması işten bile değil.

 

Call of Cthulhu kesinlikle bir savaş oyunu ama insanoğlunun varoluşundan beri kendisiyle yaptığı, sonu gelmez bir savaşı ele alıyor. Fakat bu savaşta bizim bildiğimiz anlamda kesici, delici ya da patlayıcı silahlar yok. Tek sahip olduğumuz bir gaz yağı lambası ve zihnimiz. Yapabileceklerimizse içerisinde bulunduğumuz dünyaya, bizim bildiğimiz şekilde yeniden anlam verebilmek. Bir an kontrolü tamamen kaybedip büyük bir çöküş yaşayacakken, akabinde bulacağımız bazı parçaların bir araya gelmesi ile bir anda kendimizi toparlayabileceğiz. Hiçbir silahın gücünün yetmeyeceği bir zorluk ile karşı karşıya gelmeye hazır olun; Cthulhu aklınızı başınızdan almaya geliyor…