Türkiye’de Gezilecek Dünya Mirası Yerler

2017-10-20T10:32:29+00:00 Ana Sayfa Dünya    admin   20 Ekim, 2017   31 views  

Türkiye vatandaşı olarak Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan 17 adet varlığını en iyi şekilde bilmemiz gerekiyor. Dünya’nın dört bir yanından 2016 yılında 25.352.213 yabancı kişi Türkiyeyi ziyaret etmiş görünüyor. Ziyaret edenlerin ne kadarı bu miras listemizde ki varlıkları ziyaret etmiştir kestiremesek de %50 den daha fazlası olduğunu bu listede İstanbul’un da olduğunu düşünerek söyleyebiliriz.

İşte Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesinde ki 17 Varlığı

1 – İstanbul (1985) – Sırası: 356

Görkemli geçmişiyle hayranlık duyulan, şiirlere konu olan güzel şehir İstanbul… Her ne kadar şimdilerde insan yoğunluğu nedeniyle oluşan kilometrelerce uzanan trafiği düşünmediğimiz de yedi tepe üstüne kurulan İstanbul’u seyre dalmak içten bile değil.

Tepeleri soracak olan varsa küçük bir dipnot;

  • Topkapı Sarayı tepesi
  • Çemberlitaş tepesi
  • Beyazıt tepesi
  • Fatih tepesi
  • Yavuzselim Camii
  • Edirnekapı tepesi
  • Kocamustafapaşa tepesi

Birçok köklü devlete başkentlik yapan İstanbul’un içinde barındırdığı farklı din, farklı kültür, farklı topluluklarıyla kritik öneme sahip coğrafyasıyla dünyanın sayılı benzersiz şehirlerinden bir tanesidir.

1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesinde 4 bölge olarak eklenen İstanbul’un 4 bölgesi şunlardır;

  • Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı (Ayasofya-Aya İrini-Küçük Ayasofya Camisi-Topkapı Sarayı ve Hipodrom)
  • Süleymaniye Koruma Alanı (Süleymaniye Camisi ve Çevresi)
  • Zeyrek Koruma Alanı (Zeyrek Camisi ve Çevresi)
  • İstanbul Kara Surları Koruma Alanı

 

2 – Sivas – Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (1985) – Sırası: 358

Sivas’ın simgesi haline gelmiş Divriği Ulu Camii‘nin tarihi 1228 – 1229 yıllarına dayanmaktadır. Mengücekoğullarının Divriği bölgesinde yönetimde olduğu dönemde Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından İslam mimarisinden başyapıt esintileri sunan iki kubbeli camii ve hemen yanı başında hastane yaptırılmıştır. Özellikle Anadolu’nun harikulade taş işçiliğinin de en güzide örneklerindendir.

UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nın bulunduğu yörenin tarihi ise Hititlere dayanmaktadır.

 

3 – Nevşehir – Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (1985) – Sırası: 357

Türkiye’de yaşıyor ve halen Nevşehir Göreme Milli Parkı ve Kapadokya’ya gitmediyseniz kafanızı kaldırıp tüm işlerinizi bir kenara bırakıp coğrafyanın ve tarihin en ince detaylarıyla işlenmiş UNESCO Dünya Mirasını görmelisiniz. Nevşehir ya şurası…

Kel kötü bir uçurum ve iki kaya oluşumundan ibaret olmayan Göreme Milli Parkı ve Kapadokya mükemmel ötesi coğrafi ve tarihi bir güzelliği de içinde barındırıyor.

Hititlere dayanan yerleşim bölgesinin tahmini 60 milyon yıl öncesinde bölgede bulunan Hasan Dağı, Erciyes, Güllü dağlarının püskürttüğü volkanik oluşumlar sonucunda yumuşak topraklı bir yerleşim bölgesi halini almış ve aradan geçen milyonlarca yılda doğa olaylarıyla aşınarak şimdiki halini almıştır.

Hristiyan aleminin yaşamış olduğu yerleşimde dini, kültürel, askeri v.b. anlamda kullanılmak amacıyla bölgede bulunan doğa olaylarıyla oluşmuş Peri Bacalarının ve mağaraların içlerini oyarak çeşitli barınak, kilise, manastır inşa etmişlerdir.

Bölgede kalan Hristiyanlar Lozan Antlaşmasıyla beraber 1923 – 1924 yılları arasında bölgeden göç etmişlerdir.

Bölgede rüzgarlar Balon Turizmi için elverişli olduğundan şansınız yaver giderse uygun koşullarda balon turuna da çıkabilirsiniz.

 

4 – Çorum – Hattuşa (Boğazköy) – Hititlerin Başkenti (1986) – Sırası: 377

Hititler M.Ö 1650 ile 1200 yılları arası Anadolu hüküm sürmüş ve Anadolu da çeşitli tarihi kalıntılar bırakmıştır. M.Ö 1700’lü yıllarda Hititlerin beylikler döneminde Kuşşara (Kuššara) şehri kralı Anitta tarafından Çorum’un Boğazköy mevkisini o dönemde Hattilerin yönetiminde olan “Hattuş” alınarak “Hattuşa” ismi verilmiştir.

Dip Not: Hititlerin ilk kralı olarak nitelendirilen Anitta, Kuşşara kralı olarak Hititlerin siyasi tarihini başlatmış olarak sayılabiliyor. Ancak resmi kaynaklarca ele alındığında Hattuşa Fatihi olarak bilinen Labarna’nın ilk Hitit kralı olduğu görülüyor. (İlk egemen çift – buda Hititlerde ki kraliçenin etkinliğini gösteriyor)

Anitta tarafından tekrardan yıkılan bölge 400 yıl kadar sonra Labarna’dan sonra kral olan Ι. Hattuşili tarafından tekrardan alınmıştır. Günümüzde görülen kalıntıların büyük bir çoğunluğunun ise büyük krallık döneminde M.Ö 14. – 12. arasında IV. Tudhaliya yönetimindeyken yapılan inşalardır.

 

5 – Adıyaman – Nemrut Dağı (1987) – Sırası: 448

Kommagene Krallığının hüküm sürdüğü yıllara bakıldığında Hz. İbrahim’i ateşe atan ve burnuna sinek kaçarak ölen Nemrut’la alakası olmadığı görülüyor. Elbette bu tarihlerin yanlış olabileceği de düşünülebilir. Ancak tüm bunlar Adıyaman’ın kahta ilçesinde bulunan Nemrut dağında yatan tarihin güzelliğini yok saymamıza bir neden vermez.

2.150 metre yüksekliği bulunan Nemrut dağında metrelerce uzunluğuna sahip olan dev heykeller yer almakta. Kommagene kralı I. Antiochos ıssız ve yüksek bir yere, tanrıların yanına gömülmek istiyordu. Bunun için Nemrut dağına kendi tapınağını inşa ettirdi. Dağın batı kesiminde kalan bu heykeller ise tapınaktan kalan yıkıntılar ve başlar…

Yunanca “Genler Topluluğu” anlamına gelen Kommagene de Grek ve Pers uygarlıklarının tüm kültür ve inançlarıyla bütünleşmiş ve ismiyle örtüşen bir yaklaşım gidilmiştir…

Dip Not: Adıyaman’ın meşhur çiğ köftesini de bizlere tattıran etsiz Çiğ Köfte Zinciri Komagene de adını buradan almıştır. (Abi Adıyaman’lıyız! diye bas bas bağırıyor…)

Editör Notu: Adıyamanlılardan Çiğ Köftemi isterim…

Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası olan Nemrut Dağı’nın diğer bilinmeyen güzellikleri için Adıyaman Kahta’ya gitmelerini tavsiye ediyorum.

 

6 – (Antalya, Muğla) – Xanthos, Letoon (1988) – Sırası: 484

Xanthos
Letoon

Muğla Antalya sınırında yer alan Xanthos, Fethiye’ye 44 km mesafede Kınık köyü yakınlarındadır. Şehir Antik Çağ’da Likya’nın idarş merkezi olarak kullanılmış ve M.Ö 545 yılında Perslerin egemenliğine geçmiş. Yaklaşık bir yüzyıl sonunda şehir tamamen yanmıştır. Yangından sonra yeniden inşa edilen kent, Likya birliğinin başkentliği görevini M.Ö ikinci yüzyıla kadar devam ettirmiştir.

Daha sonraları Roma ve Bizans’ın egemenliğine girmiş 7. yüzyıldan sonra başlayan Arap akınlarına kadar Bizans egemenliğinde kalmıştır. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Xanthos, tüm bu uygarlıkların yaptırdığı inşaların içinde bulundurduğu Likya geleneklerini ve beraberinde Helenistik dönem ve Roma etkilerini görebiliriz.

Likya medeniyetinin dini merkezi niteliğinde olan Letoon, Xanthos şehrine 4 km uzaklıkta yer almaktadır. Bu kutsal yerleşim bölgesinde tapınaklar, manastırlar bulunmakta ve beraberinde Roma tiyatro kalıntıları, çeşme bulunmakta…

Bu kutsal şehirde Artemis ve Apollon ile anneleri Leto için yapılan tapınaklar bulunmakta. Bölgenin ismiyse Leto’nun yeri anlamına gelen Letoon adı verilmiş.

Xanthos’un okunuşu Ksanthos şeklindedir.

Dip Not: Ksanthos Bölgesinden Charles Fellows öncülüğünde izinsiz olarak götürülen, hatta tam anlamıyla söylemek gerekirse çalınan Nereidler Anıtı şimdilerde Bristish Museum’da (İngiliz Müzesinde) sergilenmektedir. Kısaca gidip görmek, tarihe sahip çıkmak gerek…

UNESCO Dünya Mirası listesinde sadece Xanthos – Letoon yer alsada  Xanthos – Letoon ve Patara görülmesi gereken bir Likya üçlemesidir.

7 – Denizli – Pamukkale, Hierapolis (1988) – Sırası: 485

Pamukkale
Hierapolis

Şifalı sularıyla bilinen Denizlinin tarihi güzelliği de görmeye değer. Kalsiyum oksitli suların zamanla oluşturduğu Pamukkale travertenleri Çaldıran dağının güneyindeki eteklerden gelmektedir. Özellikle bu suyun romatizma, cilt ve göz hastalıklara iyi geldiği yaygın bir inanıştır. (Canan hocam söylemeden net bir şey söyleyemem.)

Denizliye yaklaşık 18 km uzaklıkta bulunan,  literatürde Kutsal Şehir olarak bilinen Hierapolis antik kenti yer almaktadır. Kentte tapınaklar ve kutsal yapılar vardır. M.Ö. 2 y.y. da Bergama (Pergamon) krallarından 2. Eumenes tarafından kurulmuştur. Adı ise Pergamon krallığının kurucusu I. Attalos’tan çok daha öncesine dayanır. Attalos hanedanlığının kurucusu Telephos’un eşi Heira’dan almıştır krallık ismini…

Dip Not: Efsaneye göre Telephos’un eşi o kadar güzeldir ki savaşta öldürüldüğünde düşman Heira‘nın gömülmesi için kısa süreli ateşkes bile ilan etmiştir. Ayrıca Telephos Herakles’in oğludur. Herakles kim diyenler varsa hemen söyleyeyim kendisi namı değer Herkül‘dür.

Bölge Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olarak kullanılmış ve Büyük Konstantin zamanında ise Frigya başkentliğini üstlenmiştir. Sanatkar bir toplum olduğu metal ve taş işlemeciliğinin yapmasının yanı sıra dokuma kumaşlarının da ünlü olmasından anlayabiliriz.

Hem ziyaret hem ticaret hesabı deyip Pamukkale’nin şifalı sularından derman arayıp doğanın şaheser güzelliklerini seyre dalabilir. Tarih kokar memleketim buram buram deyip Hierapolisi didik didik edebilirsiniz.

8 – Karabük – Safranbolu (1994) – Sırası: 614

Doğanın ve sanatın harmanlandığı bakmaya, gezmelere doyulmayan Karabük’ün meşhur ilçesi Safranbolu UNESCO Dünya Mirası listesinde olan başka bir değerimiz. Mimari açıdan ahşap yığma evlerle donatılmış şehir, Türk geleneksel şehir dokusunun bozulmamış örneklerinden bir tanesidir. İlk akla gelen ahşap evleri ve anıt yapılarıyla tamamıyla sit alanı edilmiştir.

Şehrin mimarisi dışında doğal güzellikleri de saymakla bitmiyor. Tokatlı kanyonunda unutulmaz bir yürüyüş, Avrupa’da çeşitli örneklerini gördüğümüz Kristal Terasta 80 metre yükselikte inanılmaz deneyim, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından inşa ettirilen eşsiz güzellikteki İncekaya su kemeri ve dahasını Safranbolu da bulabilirsiniz.

Ve diğerleri;

  • Bulak Mencilis Mağarası
  • Kaymakamlar Gezi Evi
  • Cinci Han ve Hamamı
  • Yörük Köyü
  • Hıdırlık Tepesi
  • Safranbolu Kent Tarihi Müzesi

Safranbolu’dan dönerken eşinize dostunuza hediye edebileceğiniz çeşit çeşit Safranbolu lokumuna da değinmeden geçmeyelim…

9 – Çanakkale – Troya Antik Kenti (1998) – Sırası: 849

Homeros’un yazdığı İlyada destanında anlatılan Truva Savaşının yapıldığı Çanakkale sınırları içerisinde yer alan antik kenttir. 1996 yılından beri Milli park statüsünde olan Tevfikiye köyü civarında keşfedilen antik kentteki birçok tarihi eser Neidler Anıtı örneğinde ki gibi Almanya, Rusya’dadır. (Kazıyı yöneten Alman tüccar Heinrich Schliemann tarafından eserlerin çoğu çalınmıştır.)

Hisarlık tepesinde yer alan kentte 9 katman saptanmış ve tahminen 3000 yıllık bir yerleşim bölgesi olduğu düşünülmektedir. Bölgede ilk yerleşimin M.Ö. 3000-2500 yıllarında olduğu ve Troya katmanlarına bakıldığında Tunç çağından Roma dönemine kadar kesintisiz olarak devam ettiği görülüyor. Ayrıca bölgede ki katmanlar özellikle Avrupa ve Egede ki diğer arkeolojik çalışmalara da ışık tutuyor.

UNESCO Dünya Mirası olan Troya da bugün yer alan Truva Atı ise 1975  yılında eski kaynaklardan yararlanılarak bir Türk sanatçı tarafından yapılmıştır.

10 – Edirne – Selimiye Camii ve Külliyesi (2011) – Sırası: 1366

4 minaresiyle II. Selim döneminde Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi her anlamda 16. y.y.’dan  bu yana şehrin siluetini taçlandırmaya devam etmektedir. Osmanlı devleti İstanbul’u fethetmeden önceki başkenti Edirne’ye en önemli eserini Koca Sinan’ın ince dokunuşlarıyla vermiştir.

Çini motifler, kalem işleri ve ince el işçilikleriyle sanatın her düğümünü birbirine ilikleyen eser, eğitim kurumları, havlusu ve arastası ile bütündür. Arastası merak edenler varsa Çarşı’dır.

Gidip görmeden tam anlamıyla hissedilmeyecek zarafetiyle Edirneyi tamamlayan Selimiye Camiisinin tüm sanatsal ve kültürel dokusunu ne kadar anlatsak nafiledir.

11 – Konya – Çatalhöyük Neolitik Kenti (2012) – Sırası: 1405

Konya’nın Çumra İlçesinde farklı iki tepe düzlüğünün oluşturduğu bir tepedir Çatalhöyük… Çatalhöyük isminin verilmesinin sebebi de budur. Küçükköy mevkisinde yer alan Neolitik Kentte, tahmini 2000 yıl kesintisiz olarak yerleşim sağlanmıştır. 8 binden fazla kişinin yaşadığı tahmin edilen kentin genişliği, sanat ve kültürü oldukça etkileyicidir.

Dünyanın ilk yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük Neolitik kenti diğer Neolitik kentlere göre kentselleşme göstermiştir. İlk tarımın yapıldığı topluluklardan olan Çatalhöyük Neolitik Kenti UNESCO Dünya Mirası geçici listesine 2009 yılında eklenmiş ve sonrasında 2012 yılında gerçek listeye dahil edilmiştir.

Pişmiş kilden yapılan kutsal olduğu düşünülen Ana Tanrıça heykelciği, boğa başı heykelleri, kadın göğsü heykelleri gibi eserlere de ulaşılmıştır…

Kentteki damlardan girilen evler kerpiç, ağaç ve kamıştan yapılmıştır. Sokakları olmayan şehirde evlerin duvarları birbirine bitişik yapılmıştır. Ulaşımda dolaylı olarak bu birbirine bitişik olan damlardan sağlanmaktadır.

12 – İzmir – Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı (2012) – Sırası: 1457

Pergamon krallığının başkenti olan Bergama, Helenistik dönemin şehir yapılanması en iyi yansıtan kültürel peyzaj alanı olduğunu söyleyebiliriz. Bergama’da bulunan başlıca eserler;

  • Athena Tapınağı
  • Zeus Sunağı
  • Kütüphane
  • Heroon
  • Trajan Tapınağı
  • Dionysos Tapınağı
  • Tiyatro yapısı
  • Agora ve Gymnasion

Başkentliği yanı sıra Pergamon krallığının eğitim merkezi olan şehir yıllar sonra Roma’nın Asya Eyaletinin de başkentliğini üstlenmiştir. Asklepion’u da içinde barındırmıştır. Asklepion ne diye soranlar varsa dönemin gelişmiş sağlık merkezlerinden hatta en önemlilerindendir…

Genelde Roma ve Bizans imparatorluğunun katmanlarını barındıran şehrin Osmanlı devletine ait mimari zenginliği de bulunmaktadır.

13 – Bursa – Cumalıkızık: Osmanlı Köyü (2014) –  Sırası: 1452

Osmanlı devletinin mimarisini içinde barındıran köyün 1300 yıllara dayanan tarihi olduğu biliniyor. 700 yılı aşkın süreçte köyde Osmanlı devletinin dokusu bozulmadan korunmuş durumda…

Kızık kelimesi köyü anlamına gelmektedir. Kısaca bölgenin ismi Cumalı köyü’dür. UNESCO Dünya Mirası listesine 2014 yılında geçmiş olup en eski Osmanlı köyüdür. Buram buram Osmanlı kokan köyün tarihi dokusu günümüze kadar korunmuş ve ziyaretçilerini beklemekte.

İstanbul’dan yaklaşık 3 saatlik, Bursa’dan ise 20 dakika mesafelik uzakta olan köyün meydanlarında ise yöresel ürünleri bulmanız mümkün. Ev yapımı salçalar, tarhanalar, köy usulü erişteler, reçeller… satılan tezgahlar yer almakta.

İsminin Cumalıkızık olmasının bir diğer rivayeti ise şöyledir;

Eskiden Kızık köylerinde (Fidyekızık, Hamalıkızık, Değirmenlikızık, Derekızık vb.) yaşayan köylülerin cuma namazında toplandıkları yer olarak kullanılırmış. Bu yüzden zamanla ismi bu şekilde kalmış…

14 – Diyarbakır – Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri (2015) – Sırası: 1488

Diyarbakır Kalesi
Hevsel Bahçesi

Diyarbakır’ın simgesi haline gelmiş olan Diyarbakır surları ve burçları kültürel özgünlüğü ve varlığını devam ettirmektedir. UNESCO Dünya Mirası sayılan Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri evrensel tarihi ve kültürel miras olma özelliğini taşıyor.

Verimli toprakların yer aldığı Dicle’nin yukarısında yapılan kazılarda bölgenin tarihi de gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Helenistik çağdan bu yana Roma, Sasani, Bizans ve İslam toplumun önemli yerleşkesi olmuştur. Diyarbakır’ın güzelliklerinden esintiler;

  • Diyarbakır Kalesi, Surları ve Burçları
  • Hevsel Bahçeleri
  • Anzele su kaynağı
  • Ten-Eyed Köprüsü
  • İç Kaledeki Amida Höyüğü

7 bin yıllık Diyarbakır kalesi varlığı, 8 bin yıllık Hevsel Bahçelerinin varlığı ve 30’dan fazla uygarlığın bulunduğu Diyarbakır… Diyar diyar dolanmanın anlamı yok Diyarbakır’a varman yeterli…

15 – İzmir – Efes (2015) – Sırası: 1018

Gal Gadot’un canlandırdığı Amazon kadını Diana, namı değer Wonder Woman’ın atalarının, dahada açarsak Amazon kadınlarının kurduğu Ephesos, bildiğimiz adıyla Efes, bir bakışta aşk bu olsa gerek tadında gösterilerin sunulduğu antik kenttir.

Helenistik dönemden bu yana Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı devletinin ikamet ettiği 9 bin yıllık kesintisiz geçmişiyle tüm evrelerinde liman kenti olmuş ve dolayısıyla kültür ve ticaret merkezi olmuştur.

Antik çağda dünyanın yedi muhteşem eserinden biri olarak bilinen kült merkez Artemision, Hz. İsa’nın annesi olarak Hz. Meryem’in kabul edildiği Meryem kilisesi, bazilika, Meryem Ana Evi ve Çukuriçi Höyük, Ayasuluk Tepesi gibi bir dizi tarihi ve kültürel UNESCO Dünya Mirasını barındırmaktadır EFES…

16 – Kars – Ani Arkeolojik Alanı (2016) – Sırası: 1518

Türkiye’nin gözlerden uzak Ermenistan sınır platosunda bulunan orta çağ antik kenti veya Ani Arkeolojik Alanı, yüzyıllar içerisinde yapılmış olan orta çağın şehircilik yapılarını ve Hristiyan – Müslüman liderleri içinde barındırıyor.

Orta Asya’da bulunan Bagratides krallığının başkentiyken 10. – 11. yüzyıllarda gelişme göstermiş olan kent, Moğol istilaları ile 1319 yılında olan büyük bir depremle gerilemeye başladı.

Kars ili merkezinde olan antik kentteki yerleşim Erken Demir çağından 16. yüzyıla kadar kesintisiz olarak devam etmiştir. Yoğun kültürlü bir ticaret merkezi olan kent Bizanslılar, Selçuklular, Ermeniler ve Gürcüler için buluşma noktası olmuştur.

Kent ipek yolunun yerleşkesinde olduğunu söylememiz gerek…

17 – Aydın – Afrodisias (2017) – Sırası: 1519

M.Ö. 5 bin yıllarına dayanan yerleşim geçmişine sahip olan antik kent, Aydının Geyre Mahallesinde bulunmaktadır. Karacasu ilçesinde Dandalaz çayının verimli platosunda yer alan Afrodisias M.Ö. 2. yüzyılda yoğun yerleşmeyle beraber polis statüsüne geçmiştir.

Aphrodisias, Geç Helenistik dönemden Bizans zamanına kadar devam eden kültür ve değer sirkülasyonunu ve çoğunluğu mermerden yapılmış mimarı yapıların ve heykellerin olduğunu söyleyebiliriz.

UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen Afrodisias, Akdeniz havzasının büyük bir çoğunluğunu Afrodite kültürüyle etkilemeyi başarmıştır.

Dikkat bu yazı;

Türkiye’nin 17 Dünya Mirası

UNESCO Dünya Mirasında Türkiye

Türkiye’nin Dünya Mirasları

Türkiye’de Görülmesi Gereken Yerler

Türkiye’de Yatan Tarih

İçimizde Yatan 17 Mirasımız

başlıklarına cevap vermektedir.